İlkeriş Yayınları
Sadece Kitap
Seçme Yazılar I

Seçme Yazılar
Cilt: I
V. İ. Lenin
Kuramsal Kitaplar-1
Birinci baskı, Ekim 2009, Ankara
ISBN 978-605-4087-075
202 Sayfa, 10,5x19,5
8 TL.

V. İ. LENİN
SEÇME YAZILAR

I

NEREDEN BAŞLAMALI?
Mayıs 1901

    Son yıllarda “ne yapmalı” sorunu, özgün direnciyle Rusya sosyal-demokratlarının karşısına çıktı. Bu sorun, (seksenlerin sonu ve doksanların başında olduğu gibi) hangi yolu seçmek zorunda olduğumuz sorunu değildir, ama bilinen yolda hangi pratik adımları atmamız gerektiği ve bu adımları nasıl atacağımız sorunudur. Bu da, pratik çalışmanın sistemi ve planı sorunudur. Kabul edilmelidir ki, henüz pratik faaliyet yürüten bir partinin temeli olan mücadelenin karakteri ve yöntemleri sorununu çözmüş değiliz; bu da hala içler acısı bir ideolojik istikrarsızlık ve kararsızlık ortaya çıkaran ciddi görüş ayrılıklarına yol açmaktadır. Bir taraftan, yok olmaktan oldukça uzak olan “ekonomist” akım, siyasal örgütlenme ve ajitasyon çalışmalarını sınırlamaya ve daraltmaya çabalıyor. Diğer taraftan, ilkesiz eklektizm, kafasını yeniden kaldırıyor, her yeni “akım”ı taklit ediyor ve acil talepleri, bir bütün olarak hareketin temel görevlerinden ve sürekli gereksinmelerinden ayırt edemiyor. Bildiğiniz gibi, bu akım Raboçeye Dyelo’da2 kendine uygun bir yer buldu. Bu gazete, “Tarihsel Bir Dönüşüm” (“Listok” Raboçevo Dyela, No. 6)3 şatafatlı başlıklı şatafatlı bir makalede ortaya koyduğu en son “program” açıklamasında, bizim nitelendirmemizi özel bir vurguyla onaylamaktadır. Daha düne kadar “ekonomizm”le flört ediliyor, Raboçaya Mysl’ın4 kesin olarak mahkum edilmesi karşısında öfkeye kapılınıyor ve otokrasiye karşı mücadele sorunu konusunda Plehanov’un sunumu yumuşatılıyordu. Ama bugün, Liebknecht’in sözleri aktarılıyor: “Eğer koşullar yirmi dört saat içinde değişirse, taktikler de yirmi dört saat içinde değişmelidir”. Doğrudan saldırı için, otokrasiye saldırmak için “güçlü savaş örgütü”nden söz ediliyor; “kitleler arasında geniş devrimci siyasal ajitasyon”dan, “sokak protestoları için sürekli çağrılar”dan, “belirgin (aynen!) bir siyasal nitelikte sokak gösterilerinden” söz ediliyor ve bunlar böyle sürüp gidiyor.
    İskra’nın5 birinci sayısında ortaya koyduğumuz ve amacı, sadece yalıtık ödünler kazanmak değil, aynı zamanda otokrasinin kalesini yıkmak olan güçlü ve iyi örgütlenmiş bir partinin oluşturulması çağrısında bulunan programı, Raboçeye Dyelo’nun böylesine hızlı kavraması karşısında belki de kendimizi mutlu sayabiliriz; ama bu kişilerin belli bir bakış açısından yoksun oluşları mutluluğumuzu sadece azaltmaktadır.
    Raboçeye Dyelo, şüphesiz Liebknecht’in adını boş yere anıyor. Özgün soruna ilişkin bazı ajitasyon taktikleri ya da parti örgütlenmesinin bazı ayrıntılarına ilişkin taktikler yirmi dört saat içinde değişebilir; ama sadece ilkelerden yoksun kişiler, bir mücadele örgütünün ve kitleler arasında siyasal ajitasyonun –genelde, sürekli ve mutlak olan– gerekliliği konusundaki görüşlerini yirmi dört saat içinde, hatta yirmi dört ayda değiştirebilirler. Koşulların farklılığını ve dönemlerin değişimini bahane etmek gülünçtür; bir savaş örgütünün inşası ve siyasal ajitasyonun yürütülmesi, “durgun, barışçıl” her koşulda, “devrimci ruhun zayıflaması”nın belirgin olduğu her dönemde esastır. Ayrıca, böyle dönemlerde ve böylesi koşullarda bu tür çalışma özellikle gereklidir, çünkü patlama ve atılım zamanlarında örgütün oluşturulmasında çok geç kalınmış olunur; parti, belli bir anda faaliyeti başlatmaya hazır durumda olmalıdır. “Taktiği yirmi dört saat içinde değiştirin!” Ama taktiklerin değiştirilmesi için önce ortada taktiklerin bulunması gerekir; her koşulda ve her zaman siyasal mücadeleyi yürütmekte ustalaşmış güçlü bir örgüt olmaksızın, sağlam ilkelerle aydınlanmış ve kararlılıkla yürütülen, taktik adına layık, sistemli eylem planından söz edilemez. Konuyu gerçekten gözden geçirelim; şimdi bize, “tarihsel an”ın partimizi “tümüyle yeni” bir sorunla, terör sorunuyla karşı karşıya bıraktığı söyleniyor. Dün “tümüyle yeni” sorun, siyasal örgütlenme ve ajitasyondu; bugün ise terör. Kendi ilkelerini böylesine açıkça unutmuş kişilerden taktiklerde radikal bir değişikliği savunduklarını duymak biraz garip değil mi?
    İyi ki Raboçeye Dyelo yanılıyor. Terör sorunu, hiç de yeni bir sorun değildir; Rusya sosyal-demokrasisinin bu konuya ilişkin ortaya konulmuş görüşlerini kısaca anımsatmak yeterli olacaktır.
    Biz, ilke olarak, terörü asla reddetmedik ve reddedemeyiz. Terör, savaşın belli bir anında, birliklerin belirli bir durumunda ve belirli koşullarda uygun ve hatta esas olabilecek askeri eylem biçimlerinden birisidir. Ama önemli olan nokta, bugün terör, savaş alanındaki ordu için bir harekât olarak değil, tüm mücadele sistemiyle bütünleşmiş ve onunla sıkı sıkıya bağlı bir harekât olarak değil, hiç bir orduyla bağlantısı olmayan ara sıra yapılan bir saldırının bağımsız bir biçimi olarak önerilmektedir. Gerçekte merkezi bir gövde olmadan ve yerel devrimci örgütler zayıfken, terör de böyle olabilir. Bu nedenle biz, mevcut koşullarda böylesi bir mücadele aracının zamansız ve uygunsuz olduğunu, en etkin savaşçıları kendi gerçek görevlerinden, bir bütün olarak hareketin çıkarları açısından en önemli görevlerden saptıracağını ve hükümetin değil, devrim güçlerini örgütsüzleştireceğini kesin biçimde ifade ediyoruz. Son olayları anımsayalım. Devrimciler bir kurmaydan ve örgütleyicilerden yoksunken, işçi kitlelerinin ve kentlerin “sıradan halkı”nın mücadelede ileriye atıldığını gözlerimizle gördük. Böylesi koşullarda, en atılgan devrimcilerin teröre yönelmeleriyle, ciddi olarak güvenilecek tek şey olan savaş müfrezelerinin zayıflaması tehlikesi yok mudur? Devrimci örgütler ile hoşnutsuzluk duyan, protestolara katılan, mücadelede istekli dağınık ve dağınık oldukları için güçsüz olan kitleler arasındaki bağın kopma tehlikesi yok mudur? Oysa başarımızın tek sağlam güvencisi bu bağdır. Kahramanca bireysel darbelerin önemini reddetmiyoruz, ama günümüzde pek çok kişinin terörle akıllarının başlarından gitmesine karşı, mücadelenin baş ve temel aracı olarak terörü kabul etmelerine karşı kararlı bir uyarıda bulunmak bizim görevimizdir. Terör, asla düzenli bir askeri harekât olamaz; olsa olsa, belirleyici bir saldırıda kullanılan yöntemlerin sadece birisi olabilir. Ama bugünkü anda böylesi bir belirleyici saldırı için çağrı yayınlayabilir miyiz? Raboçeye Dyelo, görünüşe göre bunu yapabileceğimizi düşünüyor. Her nasılsa şöyle bağırıyor: “Saldırı birlikleri oluşturun!” Ama bu, yine mantıktan çok coşkuya dayanıyor. Askeri güçlerimizin ana gövdesi, gönüllülerden ve asilerden oluşuyor. Biz sadece bir kaç küçük düzenli birliğe sahibiz ve bunlar harekete geçmiş bile değil; bunların birbirleriyle hem bağlantıları yok, hem de saldırı birlikleri bir yana her hangi bir birlik oluşturmak için eğitilmiş bile değiller. Bütün bunlar gözönüne alındığında, mücadelemizin genel koşullarını değerlendirebilen ve olayların tarihsel rotasındaki her “dönemeç”te bunları hesaba katabilenler için, yaşadığımız anda sloganımızın “saldırın” olamayacağı, “düşman kalelerini kuşatın” olması gerektiği açıktır. Bir başka deyişle, partimizin acil görevi, saldırı için var olan tüm güçleri bir araya toplamak değil, ama tüm güçleri birleştirebilecek ve sadece sözde değil, güncel pratikte harekete kılavuzluk edebilecek bir devrimci örgütün, yani her zaman, her protesto hareketini ve her patlamayı desteklemeye hazır, belirleyici mücadele için uygun savaşçı güçlerin inşa edilmesinde ve pekiştirilmesinde kullanılacak bir örgütün oluşturulması için çağrıda bulunmaktır.
    Şubat ve Mart olaylarından6 çıkan dersler öylesine etkileyici oldu ki, bugün bu sonuç konusunda ilkede olası bir uyuşmazlık söz konusu değildir. Bununla birlikte, bizim şu anda sorunun ilkesel çözümüne değil, pratik çözümüne gereksinmemiz var. Biz, sadece gereksinme duyulan örgütlenmenin niteliğini ve onun kesin amacını açıklığa kavuşturmakla kalmamalı, aynı zamanda örgüt için belirleyici bir planı ayrıntılı olarak hazırlamalıyız, öyle ki bu örgütün oluşturulması her açıdan ele alınabilmiş olacaktır. Sorunun ivedi önemi açısından, biz, kendi payımıza, şimdi basıma hazırlanan bir broşürde, tüm ayrıntılarıyla geliştirilmiş bir plan taslağını yoldaşlara sunuyoruz.7
    Kanımızca, etkinliğimizin çıkış noktası, arzulanan örgütlenmeyi yaratmak için ilk adım ya da şöyle söyleyelim, eğer izlenirse, bu örgütü geliştirmemizi, derinleştirmemizi ve genişletmemizi sağlayacak olan ana yol, Rusya çapında siyasal bir gazetenin çıkarılması olmalıdır. En çok gereksinme duyduğumuz şey, bir gazetedir; gazete olmaksızın, genel olarak sosyal-demokrasinin sürekli ve temel görevi, özel olarak içinde bulunduğumuz anda, nüfusun geniş tabakaları arasında politikaya ve sosyalizmin sorunlarına gösterilen ilginin yükseldiği bir zamanda acil görev olan ilkeye uygun, sistematik, çok yönlü propaganda ve ajitasyonu yürütemeyiz. Bireysel eylemler, yerel bildiriler, broşürler vs. biçimindeki dağınık ajitasyonu, sadece periyodik yayının yardımıyla yürütebileceğimiz genel ve sistematik ajitasyon araçlarıyla güçlendirme gereksinmesini hiç bir zaman bugünkü kadar şiddetli bir biçimde hissetmemiştik. Hiç abartmadan söyleyebiliriz ki, bir gazetenin sık aralıklarla ve düzenli olarak basılması (ve dağıtılması), militan faaliyetlerimizin en temel ve en yaşamsal kesiminin ne kadar iyi inşa edildiğinin kesin bir ölçütü olabilir. Ayrıca, gazetemiz Rusya çapında olmalıdır. Eğer yayın yoluyla halkı ve hükümeti etkileme çabalarımızı birleştirmeyi başaramazsak ve başaramadığımız sürece, daha karmaşık, daha zorlu, ama aynı zamanda daha belirleyici diğer etkileme araçlarıyla birleştirmeyi düşünmek hayalcilik olacaktır. Hareketimiz, pratik ve örgütsel açıdan olduğu kadar, öncelikle ideolojik olarak da, sosyal-demokratların büyük çoğunluğunun bakış açılarını ve faaliyet alanlarını, gizliliği koruma ustalıklarını ve savaş hazırlıklarını daraltan yerel çalışmanın içine tümüyle batmalarından zarar görmektedir. İşte tam da bu bölünme durumunda, yukarda sözü edilen tutarsızlık ve bocalamaların en derin köklerini araştırmak zorunludur. Bu zaafın ortadan kaldırılması ve yerel hareketlerin Rusya çapında bir tek harekete dönüştürülmesi için atılacak ilk adım, Rusya çapında bir gazetenin kurulması olmalıdır. Sonuç olarak, bizim gereksinmemiz, kesin olarak siyasal bir gazetedir. Bugünün Avrupa’sında siyasal bir organ olmaksızın, adına yakışır bir siyasal hareket düşünülemez. Böyle bir gazete olmaksızın, görevimizi, siyasal hoşnutsuzluğun ve protestoların tüm unsurlarını bir araya getirme, böylece proletaryanın devrimci hareketini canlandırma görevimizi başarmamız olanaksızdır. Biz ilk adımı attık, işçi sınıfı içinde “ekonomik” teşhir için, fabrika teşhiri için güçlü bir istek yarattık; şimdi ikinci adımı atmak zorundayız, nüfusun az da olsa siyasal bilince sahip bütün kesimlerinde siyasi teşhir için bir istek yaratmalıyız. Siyasi teşhirin sesinin bugün zayıf, ürkek ve seyrek duyulmasından cesaretimiz kırılmamalıdır. Bunun nedeni, polis zorbalığına tümüyle boyun eğilmiş olması değildir; teşhirleri yapabilecek ve yapmaya hazır olanların konuşabilecekleri bir kürsüden yoksun bulunmaları, kendilerini dinlemeye istekli ve kendilerini yüreklendirecek dinleyicilerden yoksun bulunmalarıdır; onlar, halk arasında “her şeye kadir” Rus hükümetine karşı şikayetlerini yöneltmeye değecek bir gücü hiç bir yerde görememektedirler. Ama bugün bütün bunlar hızla değişmektedir. Böyle bir güç vardır. Bu güç, sadece siyasi mücadele çağrılarını dinlemeye ve desteklemeye değil, aynı zamanda savaşa katılmaya hazır olduğunu göstermiş olan devrimci proletaryadır. Şimdi çar hükümetinin ulus çapında teşhiri için bir kürsü sağlamak durumundayız ve bunu yapmak bizim görevimizdir. Bu kürsü, sosyal-demokrat bir gazete olmalıdır. Rusya işçi sınıfı, Rusya toplumunun diğer sınıf ve tabakalarından ayrı olarak, siyasal bilgiye karşı sürekli bir ilgi göstermektedir ve illegal yazın için (sadece yoğun huzursuzluk dönemlerinde değil) sürekli ve yaygın bir talepte bulunmaktadır. Böylesi bir kitle talebi olduğunda, deneyimli devrimci liderlerin eğitilmesine başlanıldığında ve işçi sınıfının yoğunluğunun büyük kentlerin işçi sınıfı mahallelerinde ve fabrikaların bulunduğu yerlerde gerçekten egemen olduğunda, proletarya için siyasi bir gazete çıkarmak her açıdan uygundur. Gazete, proletarya aracılığıyla kent küçük-burjuvazisine, kırsal zanaatkarlara ve köylülere ulaşacak, böylelikle halkın gerçek bir siyasi gazetesi olacaktır.
    Ancak, bir gazetenin rolü, sadece düşüncelerin yayılması, siyasal eğitim ve siyasal müttefiklerin kazanılmasıyla sınırlı değildir. Bir gazete, sadece kolektif propagandist ve kolektif bir ajitatör değil, aynı zamanda kolektif bir örgütleyicidir. Bu açıdan, gazete, inşa halindeki bir binanın çevresinde kurulan iskeleye benzetilebilir; bu iskele, yapının sınırlarını belirler ve inşaat işçileri arasındaki iletişimi kolaylaştırır, iş bölümü yapmalarını ve örgütlü emekleriyle ortaya çıkan genel sonuçları görmelerini sağlar. Gazetenin yardımıyla ve aracılığıyla, sadece yerel çalışmaları değil, aynı zamanda düzenli genel çalışmayı da yürütecek sürekli bir örgütlenmeyi doğal olarak biçimlendirecek ve siyasal olayları dikkatle izlemeleri için üyelerini eğitecek, değişik halk tabakaları üzerindeki etkilerini ve ağırlıklarını değerlendirecek, devrimci partinin bu olayları etkilemesi için etkin araçları geliştirecektir. Sadece gazetenin düzenli olarak çoğaltılması ve düzenli olarak dağıtılması gibi teknik görevler bile, birbirleriyle sürekli bağ kuran, olayların genel durumunu bilen, Rusya çapındaki çalışmada kendi ayrıntılaştırılmış işlevlerini düzenli olarak yerine getirmeye çalışan ve değişik devrimci eylemleri örgütlemede kendi gücünü sınayan birleşik partinin yerel temsilciler ağına gereksinimi olacaktır. Bu temsilciler ağı*, tam olarak gereksinme duyduğumuz türden bir örgütün, tüm ülkeyi kapsayacak yeterli genişlikte; kesin ve ayrıntılı bir işbölümünü gerçekleştirebilmek için yeterli boyutta ve çok yönlü; her koşulda, bütün “ani dönemeçlerde” ve beklenmedik tüm durumlarda kendi çalışmasını düzenli olarak sürdürebilecek kadar çelikleşmiş; bir yandan üstün düşmanın bir bölgede kendi güçlerini yoğunlaştırdığında onunla açık bir savaşa girmekten kaçınabilecek, diğer taraftan onun zayıflıklarından yararlanabilecek ve ona beklenmedik zamanda ve beklenmedik yerde saldırabilecek kadar esnek bir örgütün iskeletini oluşturacaktır. Bugün büyük kentlerin sokaklarında öğrenci gösterilerini desteklemek gibi göreceli olarak kolay bir görevle karşı karşıyayız; ama belki yarın, örneğin, bazı belli yörelerdeki işsizler hareketini desteklemek ve ertesi gün bir köylü ayaklanmasında devrimci bir rol oynamak için kendi görev alanımızda bulunmak gibi daha zorlu görevlerimiz olabilecektir. Bugün, Zemstvo’ya8 karşı hükümetin yürüttüğü kampanyanın yarattığı siyasi gerginlik durumundan yararlanmak zorundayız; ama yarın, saldırıya geçen çarlığın başıbozukluğuna karşı halkın öfkesini desteklemek ve onu açıkça geri çekilmeye zorlamak için dünyayı başına yıkmak amacıyla boykotlar, gösteriler aracılığıyla buna yardım etmek durumunda kalabiliriz. Böylesi bir savaş hazırlığı, sadece düzenli birliklerin sürekli faaliyetleriyle geliştirilebilir. Eğer ortak bir gazete için güçleri birleştirebilirsek, bu çalışma, sadece en usta propagandistleri değil, aynı zamanda doğru bir anda, belirleyici mücadele için uygun sloganı ortaya atabilen ve mücadelenin önderliğini ele geçirebilen en yetenekli örgütçüleri, en usta siyasal parti liderlerini eğitecek ve ortaya çıkaracaktır.
    Sonuç olarak, olası yanlış anlamaları önlemek için bir kaç söz daha edelim. Biz, durmadan sistemli ve planlı hazırlıktan söz ettik; buna rağmen otokrasinin sadece düzenli bir kuşatmayla ya da örgütlü saldırıyla yıkılabileceğini söylemek istemiyoruz. Böyle bir görüş, saçma ve öğretisel (doktriner) bir görüştür. Tersine, otokrasinin, her yönden kendisini sürekli olarak tehdit eden kendiliğinden patlamaların ya da öngörülemeyen siyasal karışıklıkların etkisi sonucu çökmesi gerçekten olanaklıdır ve tarihsel olarak çok daha büyük olasılıktır. Ama maceracı kumardan sakınmak isteyen siyasal bir parti kendi faaliyetlerini böylesi patlamaları ve karışıklıkları beklemeye dayandıramaz. Biz kendi yolumuzda ilerlemeliyiz ve düzenli çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürmeliyiz ve beklenmedik olaylara ne kadar az bel bağlarsak, herhangi “tarihsel dönemeç”te hazırlıksız yakalanma şansımız o kadar az olur.
   
    1901 yılında yazıldı.
    İlk kez 1901 Mayıs’ında
    İskra N° 4’de yayınlandı.
   
    V. İ. Lenin, Toplu Yapıtlar,
    Cilt 5, s. 13-24, Moskova, 1961