İlkeriş Yayınları
Sadece Kitap

        III. Marksizmin “Ortodoks” Tahrifi ve Leninist Devrim Teorisi (II)
        Leninist Kesintisiz Devrim Teorisi ve Menşevizm

        20. yüzyılın başında, kapitalizmin emperyalizme dönüştüğünü gözleyen Lenin’e göre, Marks’ın 1847-50 dönemi arasında geldiğini zannettikleri an, “büyük mücadele anı” artık gelmişti. Artık “burjuvazi ile proletarya arasındaki savaş bütün Avrupa’da gündemdedir”. Ve Lenin, Marks ve Engels’in 1850 Almanyası için öngördükleri sürekli devrim teorisini, Rus proletaryasının devrim teorisi olarak ilan ediyordu.
        1840-50 dönemi arasında, Marks ve Engels, bu devrim teorisinde gerçekten yanılmışlardı. Çünkü onlar, 1847 dünya ticaret bunalımı ile kapitalizmin genel ve sürekli buhranlar dönemine girdiğini zannetmişlerdi. Oysa kapitalizm o çağda yükselme dönemindeydi. Dolayısıyla Avrupa’da bir proleter devrimi olması imkansızdı. Bu nedenle, Almanya’daki demokratik devrimin başını proletarya çekse bile, Avrupa’da zamandaş patlak veren proletarya devrimleri olmadığı için, proletarya, devrimi sürekli kılamazdı. Almanya’da proletaryanın burjuva demokratik aşamadan durmaksızın sosyalist devrim aşamasına geçebilmesi için, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde iktidarı ele geçirmiş olan muzaffer proletaryanın yardımı şarttı.
        Oysa, şu anda (emperyalist dönemde) kapitalizm sürekli bunalımlar dönemine girmiştir. Avrupa proletaryasının iktidara gelmesi için objektif şartlar sistemin bütünü açısından olgunlaşmıştır. Bu yüzden Marks ve Engels’in 1856’lardan sonra vazgeçtikleri bu devrim teorisi, kapitalizmin sürekli ve genel bunalımlar döneminde, Rusya gibi, gecikmiş burjuva demokratik devrimin eşiğinde olan bir ülkenin proletaryasının tek ve doğru devrim teorisidir.
        Yani, Lenin’e göre Marks ve Engels’in bir Avrupa devrimi bekledikleri yılların (1840-50 yılları) Almanyasının durumu nasılsa, 20. yüzyılın başında, Çarlık Rusyasının durumu da öyleydi. Bu benzerliğe ilişkin diyor ki Stalin:
            “Rusya’nın ve Lenin’in başına gelen, 1840-50 arasında Almanya’nın ve Marks ve Engels’in başına gelmiştir.” (Lenin-izmin İlkeleri, s. 15.)
        Yine Stalin Manifesto’daki Almanya’da olacak olan burjuva demokratik devrim, proletarya devriminin başlangıcı olacaktır sözüne dikkati çekerek şunları söylemektedir:
            “20. yüzyıl başları Rusya’sı için aynı şeyleri söylemek gerekir; ancak Rusya, 1840-50 Almanyasına oranla gelişmenin daha yüksek bir noktasında idi. Rusya, bu devrimi, daha ileri bir Avrupa çerçevesi içinde ve (İngiltere ve Fransa şöyle dursun) Almanya’dakinden de daha gelişmiş bir proletarya ile yapmak zorundaydı; ve herşey bu devrimin, proletarya devriminin mayası ve başlangıcı olacağını gösteriyordu.
            Daha 1902’de, henüz Rus devriminin hazırlık günlerinde, Lenin’in Ne Yapma-lı? adlı eserinde geleceği önceden gö-ren şu sözleri yazması tesadüf değildi.
            ‘Tarih, bizi (yani Rus Marksistlerini - J. Stalin) herhangi bir ülkenin proletaryasının karşılaştığı hemen yerine getirilmesi gereken görevler içinde en devrimcisi olan acil bir görevle karşı karşıya getirmiştir. Bu görevin yerine getirilmesi, sadece Avrupa irticaının değil Asya irticaının da en güçlü kalesinin yıkılması, Rus proletaryasını, uluslararası devrimci proletaryanın öncüsü durumuna getirir.’ (c: IV, s. 382)” (Leninizmin İlke-leri, s. 15-16.)
        Rus proletaryasının, uluslararası devrimci proletaryanın öncüsü durumuna gelmesinin nedeni, Çarlık Rusyasının had safhaya ulaşmış olan bütün zıtlıkları bağrında toplaması, bir başka deyişle emperyalist zincirin en zayıf halkası olmasıdır.
            “İşte bunun için Rusya’nın emperyalizmin çelişkilerinin kesin sonucunu verecek olan çatışma konusu olması gerekiyordu; bu, sadece bu çelişkilerin Rusya’da özellikle rezilce, özellikle tahammül edilmez şekilde belirmesinden ötürü değildir; sadece Rusya’nın, Batının mali sermayesini, Doğu’nun sömürgelerine bağlayan batı emperyalizminin başlıca desteğini teşkil etmesinden ötürü de değildi; fakat bunlarla birlikte, emperyalizmin çelişkilerini, devrimci yoldan çözümlemeye sahip gerçek kuvvetin yalnız Rusya’da bulunmasından ötürüydü. Dolayısıyla, Rusya’da devrimin bir proleter devrimi olması zorunlu idi [Burjuva demokratik devrimin sosyalist devrime dö-nüştürülmesi, tek bir süreç içinde iki devrimin yapılması kastediliyor.] ve bu devrimin gelişmesinin daha ilk gününden zorunlu olarak uluslararası bir karakter alması ve sonuç olarak emperyalizmi ta temelinden sarsması gerekiyordu.” (Leninizmin İl-keleri, s. 14.)
        Bu değerlendirişin doğal sonucu, Rus proletaryası birbirinden farklı iki savaşı tek bir süreç içinde yürütecekti:
            “Burjuvazi ile proletarya arasındaki savaş, bütün Avrupa’da gündemdedir. Bu savaş çoktan Rusya’ya da ulaştı. Çağdaş Rusya’da, devrime muhtevasını veren, savaş halinde iki güç değildir, fakat heterojen ve farklı iki sosyal savaştır. Birinci savaş, bugünkü otokratik düzenin bağrında verilmelidir ve köleliğe dayanır; öteki ise gözlerimiz önünde doğan, geleceğin burjuva demokratik düzeninin içinde yer alan savaştır. Biri özgürlük için (burjuva toplumunun özgürlüğü için), demokrasi için, yani halkın mutlak egemenliği için bütün halkın verdiği savaştır; öteki, toplumun sosyalist örgütlenmesi için proletaryanın burjuvaziye karşı giriştiği sınıf mücadelesidir.
            Şu halde, karakterleriyle, amaçlarıy-la ve kavgada kesin bir tavır takınmaya yetenekli sosyal güçlerin bileşimi bakı-mından tamamen farklı iki savaşı aynı zamanda yürütmek gibi zor ve ağır ba-san bir görev sosyalistlere düşüyor.” (Lenin, Sosyalizm ve Köylüler, İşçi-Köy-lü İttifakı, s. 15.) [Görüldüğü gibi, Leninist kesintisiz devrimin özü, em-peryalist dönemde, burjuva demokratik devrimini tamamlamamış bir ülkenin sosyalistlerinin, karakterleriyle, hedefleriyle ve ittifaklarıyla tamamen birbirinden farklı iki devrimin savaşını tek bir süreç içinde vermesine dayanmaktadır. Bir başka deyişle, emperyalist dönemde, bütün bu ülkelerde bu devrimi zafere götürecek tek güç proletaryadır. Yani demokratik devrimin önderi sadece proletarya olabilir. Ve de emperyalist dönemde burjuva demokratik devrimi yapan bir ülke, şartları ne olursa olsun, sosyalizme gider.
            Bu devrimin özü budur. Bu tez Lenin’den bu yana, ilerki bölümlerde göstereceğimiz gibi, derinleşip zenginleşmiştir.
            Emperyalist dönemde, dünya konjonktüründeki durum ne olursa olsun, demokratik devrimini yapmış bir ülkenin önünde bir yol kavşağı değil, bir tek sosyalizme giden yolun olduğuna, Türkiye’de bilimsel sosyalizm adına karşı çıkanlar vardır. Menşevizmin bir başka ifadesi olan bu görüşün temsilcilerinden birisi ve bu görüşü en iyi formüle eden kişi, Mihri Belli’dir. Mihri Belli’ye göre, meseleyi bu şekilde (Lenin’in koyduğu şekilde) koymak kaderciliktir. Ve demokratik devrimin tek bir öncüsü olduğunu ve bu öncünün de proletarya olduğunu söylemek iddiacılıktır. Meseleyi pazarlık konusu yapmaktır; devrimde burjuvazi öncü olamaz, ama pekala küçük-burjuvazi öncü olabilir. (Bkz. Türkiye’de Karşı-Devrim, Türk Solu, Sayı: 64, s. 21. Aydınlık, Sayı: 9, s. 270, vs.)]
        1905 Rus burjuva devrimi arifesinde bolşevik devrim perspektifi işte buydu.[Yazının amacını dikkate alarak, sürekli devrim teorisinin sosyalist toplumdan sınıfsız topluma kadar devam eden kültür ihtilâli sürecini tahlilimizin dışında tutuyoruz.]
        Bu perspektifin ayırdedici özelliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:
        1) Leninist kesintisiz devrim teorisi, kapitalizmin can çekişme döneminin devrim teorisidir. Bu teori, sadece kapitalizmin genel bunalımının başlangıcındaki Çarlık Rusyası için değil, bütün emperyalist kapitalist gelişme sürecine girememiş, dolayısıyla sömürge ve yarı-sömürge olan ülkeler için de geçerlidir.
        2) Leninist sürekli devrim teorisi, Marks’ın sürekli devrim teorisinden daha da ileride köylülerin devrimci potansiyelinin devrim doğrultusunda kanalize edilmesine dayanır. Bu teoriye göre, köylü ordusuna, emperyalist dönemde proletarya kumanda edebilir. Ve devrimi kesintisiz kılmak isteyen proletaryanın görevi bu orduya kumanda etmektir.
        3) Çarlık Rusyası gibi bir ülkede burjuva demokratik devriminin sosyalist devrime dönüştürülebilmesi için, iktidara geçmiş olan Avrupa proletaryasının yardımı şarttır.
        II. Enternasyonal’in Rusya kolu olan Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin menşevik hizbinin devrim perspektifi, II. Enternasyonal’in resmi devrim anlayışının doğal bir sonucu olarak, Bolşevik perspektifin tam tersiydi.
        II. Enternasyonal’in “ortodoks” anlayışına göre, ilk proletarya devrimi, kapitalizmin ve demokrasinin en gelişmiş olduğu, proletaryanın nüfusun çoğunluğunu teşkil ettiği bir ülkede patlak verecekti. Ve bu ülkede patlak veren devrim, öteki ülkelere sıçrayacaktı. Böylece dünya devrimi zamandaş olacaktı.
        Bu düşünceden hareket eden menşevizme göre 1900’lerde bir dünya proleter devriminin patlak vermesinin objektif şartları olgun olmadığı için ve de henüz, proletaryanın iktidarı ele geçirdikten sonra gerekli olan yönetici kadroları tam oluşmadığından, Rusya’daki demokratik devrime proletaryanın önderlik etmesi düşünülemezdi. Bu şartlar olgunlaşıncaya kadarki süre içinde Rus liberal burjuvazisi burjuva devrimini yapmalı, proletarya da ona destek olmalıdır. Beklenen an gelene kadar, “Batı tipi bir demokratik ortamda” Rus proletaryası, parlamenter mücadele metoduyla güç toplardı (güçlenirdi).
        Bolşeviklerin sürekli devrim teorisi saçma ve anarşist bir teoridir. Bu teori Marks ve Engels’in 1840-50 dönemi arasındaki yanılgılarından hareket etmektedir. Daha sonraları, Marks ve Engels, bu konuda yanıldıklarını söyleyerek, bu teoriyi terketmemişler miydi? Ve Marks 1859’da yayınladığı Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın Ön-söz’ünde yapmış olduğu devrim tanımı ile bu teoriyi mahkum etmiyor muydu?
        Proletarya ancak tek bir devrimle uğraşabilir; o da kendi öz devrimi olan sosyalist devrimdir. Bunun için burjuvazinin kendi devrimini yapmış olması, kapitalist üretimi geliştirmiş olması şarttır. Üretici güçler olgunlaşmadan, proletarya nüfusun çoğunluğunu oluşturmadan, burjuva toplum ve düzeni Rusya’ya yerleşmeden, proletaryanın iktidarı diye bir şey söz konusu olamaz.
        Menşevizmin Rus proletaryası için öngördüğü devrim teorisi de budur.
        Her iki teori, bir sonraki bölümde üzerinde duracağımız gibi, bolşevik ve menşevik parti anlayışı ve çalışma tarzının temeli olmuştur.
        Dünyayı ayrı yorumlayanların, değiştirme araçlarının da ayrı olacağı açıktır!

IV. Bolşeviklerin ve Menşeviklerin Parti Anlayışları


Kesintisiz Devrim I
Mahir Çayan
Belgesel Kitaplar-2
1. Baskı Eylül 2008, Ankara
2. Baskı Aralık 2010, Ankara
3. Baskı Mart 2017, Ankara
[Nisan 1971’de Kurtuluş Yayınları tarafından broşür olarak yayınlanmıştır.]
ISBN 978-605-4087-013
86 Sayfa, 10,5x19,5
10 TL.