İlkeriş Yayınları
Sadece Kitap

        II. Marksizmin “Ortodoks” Tahrifi ve Leninist Devrim Teorisi (I)

        Rekabetin tekele dönüştüğü bu dönem sonundaki enternasyonal örgüt, II. Enternasyonal’dir. Kapitalizmin burjuva anlamda refahı sağladığı, bu “barış” döneminde, Avrupa’daki II. Enternasyonal partileri, parlamenter yollardan büyük başarılar sağladılar. Özellikle Almanya’daki işçi partisi dev seçim zaferleri kazandı. (Pek çok seçim bölgesinde oyların %50’sinden fazlasını aldı.)

        Bu dönem, bütün barış dönemlerinde olduğu gibi solda pasifist ve sağ eğilimlerin palazlandığı bir dönemdir. Kazanılan parlamenter zaferler, II. Enternasyonal’in bütün partilerinin başını döndürdü. Bu dönemin hep böyle devam edeceğini zannederek hiç savaş döneminin hazırlıkları ile uğraşmadılar.
        II. Enternasyonal’in pasifizmini Stalin şu şekilde özetlemektedir:
            “Bu devre, kapitalizmin nispeten sakin bir gelişme devri, emperyalizmin felaketli çelişkilerinin henüz açıkça belirmeye vakit bulamadığı; işçilerin ve sendikaların ekonomik grevlerinin az çok ‘normal’ bir şekilde geliştiği; seçim mücadelesinin ve parlamento gruplarının ‘baş döndürücü’ başarılar sağladığı, legal mücadele şekillerinin övgülerle göklere yükseltildiği ve legalite yoluyla kapitalizmin yenileceğine inanıldığı bir çeşit savaş öncesi devre idi. Bir kelime ile bu devir, II. Enternasyonal partilerinin kendilerini besiye çekip semizlendikleri ve devrimi, kitlelerin devrimci eğitimini ciddi surette düşünmek istemedikleri bir devir idi.” (Stalin, Leniniz-min İlkeleri, s. 17.)
        Hayatının son yıllarında, bu kötü gidişi gören Engels, II. Enternasyonal’in reformizmi konusunda Wilhelm Liebknecht ve Kautsky’i uyarmaya çalıştı. Engels, 1891’de Erfurt Programının Eleş-tirisi’nde bu “barışçıl geçiş”e ilişkin pasifist ve parlamenter hayalleri sert bir dille eleştirdi.
        Ama Engels’in bütün eleştirisi ve uyarıları sonuçsuz kaldı: II. Enternasyonal partileri parlamentarizmin batağına iyice saplandılar. İşte 1900 yıllarında, proleter devrimler çağının başında, Av-rupa solunun durumu böyle idi.
        II. Enternasyonal’in partileri, kapitalizmin barışçıl bir gelişme gösterdiği yükselme döneminde elde edilen seçim zaferlerinin sarhoşluğu içinde, kapitalizmin bu yeni dönemini hiç ama hiç anlamadılar. Geçici bir devre olan bu “barış dönemi”nin devam edeceğini zannettiler.
        Bu partiler, somut durumların somut tahlilini bir yana bırakarak, Marksizmin bir eylem kılavuzu olduğunu ve tarih içinde zenginleşip derinleştiğini unutarak Marks ve Engels’in tekel öncesi dönem için öngördüklerini bir dogma olarak aldılar. Hatta Marks ve Engels’in istisna şartlar için söylediklerini bile genelleştirdiler; tam bir dogmatizmin içine düştüler.
        Marks ve Engels’in tekel öncesi döneme ilişkin önerilerinin “ortodoks” yönden muhafaza edilmesi, yani dondurulması, onların objektif durumlarına uygun düşüyordu. Ve bu dogmatizm, aynı zamanda onların ihanet ve korkaklıklarına bir ideolojik kılıf oluyordu. Marks ve Engels’in kapitalizmin üretici güçleri henüz geliştirdiği, onlara ters düşmediği yükselme dönemine ilişkin, “evrim dönemine ilişkin”, öngörmüş oldukları devrim teorisini, çalışma tarzını ve taktiklerini, kapitalizmin genel bunalımlar dönemine, sosyalist devrimler dönemine uygulamaya çalışıyorlardı.
        Marks ve Engels, tek ülkede, dar milli sınırlar içinde bir proletarya devriminin olamayacağını söylememişler miydi? Devrim, Marks ve Engels’in önerilerine göre, gelişmiş kapitalist ülkelerde, “zamandaş” olarak, dünya devrimi şeklinde patlak vermeyecek miydi? İlk proletarya devrimi, üretici güçlerin en gelişmiş, objektif şartların en olgun, demokrasinin ve proletaryanın kültür düzeyinin en yüksek olduğu ülkede başlamayacak mıydı? O yüzden üretici güçlerin gelişme seviyesi düşük olan bir ülkede yapılacak olan her ihtilâlci teşebbüs, tıpkı 1849 Haziran yenilgisi gibi, tıpkı Paris Komünü yenilgisi gibi, bozgunla sonuçlanmaya mahkumdu. Bu bakımdan üretici güçlerin olgunlaşmasını beklemek şarttı.
        Ayrıca bu partiler Marks ve Engels’in başka tarihi şartlar için ileri sürdüklerini bu şekilde dogmatikleştirmeleri bir yana, bazı “istisnai” durumlar için öngördüklerini de genelleştiriyorlardı. Marks’ ın nüfusun çoğunluğunu proletaryanın teşkil ettiği İngiltere’de proleter devriminin barışçıl yollardan zafere erişmesinin mümkün olduğuna ilişkin şartlı sınırlamasını genelleştirerek, proletaryanın devrim yapabilmesi için nüfusun çoğunluğunu teşkil etmesinin şart olduğunu ileri sürüyorlardı. Onlara göre proletarya nüfusun çoğunluğunu teşkil edecek ve oyların çoğunluğunu alarak iktidara gelecekti.
        II. Enternasyonal’in partileri işte, proleter devrimleri çağında Marks ve Engels’i böyle yorumluyorlardı.
        II. Enternasyonal pasifistleri, Marksizmi bu şekilde dogmatikleştirirlerken, Marksizmi eylem kılavuzu olarak kabul eden Lenin, somut durumların somut tahlillerini yaparak, kapitalizmin emperyalizme dönüşmesi sürecini yakından izliyordu. (Lenin, Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması kitabını 1916’da yazmıştır; fakat Lenin’in 1900’lerden itibaren yapmış olduğu bütün tahliller, emperyalist dönemin çelişkilerinin doğru analizine dayanmaktadır.)
        Lenin’e göre, dönem Marks ve Engels’in dönemi değildi; kapitalizm yeni bir safhaya girmişti. Kapitalizm, Marks ve Engels’in 1847-50 dönemi arasında girdiğini zannettikleri sürekli ve genel bunalımlar dönemine, can çekişme sürecine artık girmiştir. Ve Lenin tekelci dönemde iyice belirginleşen kapitalizmin dengesiz ve kesikli gelişimini doğru gözleyerek, bundan tek ülkede sosyalizmin zaferinin mümkün olduğu sunucunu çıkardı:
            “... kapitalizmin gelişmesi, farklı ülkelerde hiç de muntazam olmayan bir şekilde yürümektedir. Meta üretimi sisteminde başka türlü de olamaz. Bundan da reddedilemez bir şekilde şu çıkıyor ki, sosyalizm bütün ülkelerde aynı anda zafere ulaşamaz. Önce bir ya da bir kaç ülkede zafere ulaşacak, ötekiler ise bir süre burjuva ya da burjuva öncesi dönemde kalacaklardır.” (Lenin, Proletarya Devriminin Savaş Programı, Sosyalizm ve Savaş, s. 61.)
        Lenin, “ekonomik ve politik gelişmenin eşit oranda olmaması kapitalizmin kesin kanunudur. Bundan sosyalizmin, önce kapitalist ülkelerin pek azında, hatta bir tanesinde mümkün olduğu sonucu çıkar” diyerek, Marks ve Engels’in “devrim bütün ülkelerde birden patlak verecektir” şeklindeki önerisinin emperyalist dönemde eskidiğini belirtmektedir. Lenin’e göre, Marks ve Engels’in bu eskimiş önerisini, dogmalaştırarak tekrarlayan II. Enternasyonal parti ve sözcüleri, burjuvaziye hizmetten başka birşey yapmamaktadırlar:
            “Kendilerini çok akıllı sayanların ve üstelik sosyalist geçinenlerin, devrim bütün ülkelerde birden patlak vermedikçe iktidarın mücadele ile ele geçirilemeyeceğini iddia edenlerin her türlüsünü biliyoruz. Bu adamlar, bu gevezeliklerle devrime sırt çevirdiklerini ve burjuvazinin yanına geçtiklerini sezmiyorlar. Çalışan sınıfların uluslararası oranda devrim yapmalarını beklemek, herşeyin bekleyiş içinde donakalması demek olur. Bu saçmalıktır.” (Bkz. 4. Baskı, Cilt: 27, s. 336, Lenin’den aktaran Stalin, Sağ ve Sol Sapmalar, s. 220.)
        Leninizme göre, proletarya devrimine o ülkenin iç gelişmesinin bir meselesi olarak bakıp, üretici güçlerin gelişmesinin yeterli olup olmadığının tetkiki artık geride kalmıştır. Emperyalist dönemde, herhangi bir ülkede devrim şartları, üretici güçlerin gelişme seviyesine bağlı değildir. Çün-kü emperyalizm ekonomik otarşiyi yıkarak, milli özel ekonomileri, dünya ekonomisi denilen bir zincirin halkaları haline getirmiştir. Ve sistemin bütünü açısından, bütün ülkelerde devrimin objektif şartları mevcuttur. Bu yüzden ilk proletarya devrimini kapitalizmin en gelişmiş olduğu, demokrasinin ve kültür seviyesinin en yüksek olduğu ülkede olacağını beklemek yanlıştır. Marks ve Engels’in tekel öncesi dönem için doğru olan bu önerisi, emperyalist dönemde, artık eskimiştir. Ve Leninizme göre, ilk proletarya devrimi, kapitalizmin ve demokrasinin en gelişmiş olduğu şu veya bu kapitalist ülkede değil, emperyalist sistemin en zayıf olduğu ülkede yapılacaktır:
            “Emperyalizm zincirinin en zayıf olduğu yerde sermayenin cephesi yarılacaktır; çünkü proletarya devrimi, dünya emperyalist zincirinin kırılmasının sonucudur ve devrime başlayan ülkenin sermayenin cephesini yaran ülkenin, kapitalist anlamda daha gelişmiş ülkelere oranla daha az gelişmiş olması, bununla beraber kapitalizmin çerçevesi içinde bulunması pekala mümkündür.” (Stalin, Leninizmin İlkeleri, s. 32.)
        II. Enternasyonal partilerinin ileri sürdükleri “barışçıl geçiş” teorisi de, Lenin’e göre yanlıştır. Kapitalizm can çekişme dönemine girdiği için, bürokrasi ve militarizmini iyice güçlendirmiştir. Sosyal devrimin emperyalist dönemde tek yolu vardır, o da “şiddet yoluyla bürokratik ve askeri makineyi” parçalamaktır. Marks ve Engels’in tekel öcesi dönemin İngiltere ve Amerika’sı için öngördüğü barışçıl geçiş tezi, tekelci dönemde eskimiştir, geçersizdir.
        Diyor ki bu konuda Lenin:
            “Bugün ... Marks’ın bu sınırlaması geçerli değildir. Amerika gibi İngilterede, Anglo-Sakson özgürlüğünün (militarizm ve bürokratizm yokluğu) dünyadaki bu en büyük ve en son temsilcileri de, her şeyi kendilerine bağımlı kılan ve herşeyi kendi ağırlığı altında ezen askeri ve bürokratik kurumların, kan ve çirkef dolu Avrupai bataklığı içine boylu boyunca battılar. Şimdi Amerika’da olduğu gibi, İngiltere’de de, ‘bütün gerçek halk devrimlerinin ilk şartı’ (...) ‘hazır devlet makinasını’ kırmak, parçalamaktır.” (Devlet ve İhtilâl, s. 52.)
        Leninist devrim teorisinde, işçi sınıfının zayıf olduğu, nüfusun büyük çoğunluğunu köylülerin teşkil ettiği bir ülkede, emperyalist zinciri parçalamak mümkündür. Burada köylülerin devrimci potansiyelinin, proletaryanın ve partisinin yönetiminde harekete geçirilmesi temel alınmaktadır. “... Bilindiği gibi, Lenin, proleterlerin köylülüğe karşı olan münasebetinde Marks kuramını tamamlamış ve geliştirmişti.” (G. Dimitrov, Partinin Gelişmesinde Başlıca Devreler, Halk Cumhuriye-tine Doğru, s. 124.)
        Lenin’in devrim teorisinde, ihtilâlci inisiyatifin rolü (emperyalist dönemin özelliklerinden dolayı) Marks ve Engels’inkilerine kıyasla çok daha ağırlıklıdır. Emperyalist dönemde, devrimlerin maddi temelleri hazır olduğu için, meseleyi çözmek ihtilâlci insiyatifin uygun zamandaki atılımına kalmaktadır.
        Bilimsel sosyalizmin devrim teorisinde köylülerin rolü arttıkça, devrim mihrakı Doğu’ya kaydıkça volantirist yön ön plana çıkmaktadır.
        II. Enternasyonal partilerinin devrim yapmaya niyetleri olmadığı için, köylülerin ihtilâlci potansiyellerini kanalize etmek, köylüleri proletaryanın saflarına kazanmak diye bir meseleleri yoktu. Onlar, devrimi köylülerin çoğunluğunun proleterleşeceği, proletaryanın nüfusun çoğunluğunu teşkil edeceği bilinmeyen bir zamana ertelemişlerdi. II. Enternasyonal’in “ortodoks” düşüncesine göre, köylüleri tüm olarak burjuvazinin ordusu içinde düşünmek gerekir. Bu düşünceye göre, “köylüler bütünüyle ancak bir gıda ürünleri sağlayıcısıdırlar” ve çıkarları proletarya ile zıttır. Bu şekilde toplumu birbirine zıt iki renge boyamak II. Enternasyonal oportünizminin, klâsik “ortodoks” anlayışından başka birşey değildir.
        II. Enternasyonal pasifistleri, yukarıda kısaca özetlediğimiz bütün oportünist tezlerini, Marks ve Engels’e dayandırıyorlardı. Onlar Marksizmde neyin kesin olduğunu hiç ama hiç anlamış değillerdi. Onlar Stalin’in deyişle, Marksizmin özünü –somut durumların somut tahlilini– bir yana bırakarak, Marksizmi donduruyorlardı.
        Emperyalist dönemin ilk yıllarında sadece Lenin ve Bolşevikler Marksizmin özüyle lafızlarını birbirinden ayırarak, Marksizmin özünü muhafaza ederek, hayatın yeni gerçekleri karşısında derinleştirip, zenginleştiriyorlardı.
        1900’lerde diyordu ki Lenin:
            “Marks’ın teorisini tamamlanmış, değişmez bir bütün olarak görmüyoruz. Aksine olarak düşünüyoruz ki, bu teori sadece bilimin köşe taşlarını yerleştirmiştir; eğer sosyalistler hayatın kendilerini aşmasını istemiyorlarsa bu bilimi her yönden derinleştirmelidirler. Dü-şüncemize göre Rus sosyalistleri için Marks’ın teorisini bağımsızca iyice işlemek özel olarak zorunludur.”

III. Marksizmin “Ortodoks” Tahrifi ve Leninist Devrim Teorisi (II) Leninist Kesintisiz Devrim Teorisi ve Menşevizm


Kesintisiz Devrim I
Mahir Çayan
Belgesel Kitaplar-2
Birinci baskı, Eylül 2008, Ankara
İkinci baskı, Aralık 2010, Ankara
Üçüncü baskı, Mart 2017, Ankara
[Nisan 1971’de Kurtuluş Yayınları tarafından broşür olarak yayınlanmıştır.]
ISBN 978-605-4087-013
86 Sayfa, 10,5x19,5
7,5 TL.